Rodrigo Tavares, Dünya Ekonomik Forumu için yazdığı makalede, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerinin finansal stratejilerin vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini vurguluyor. ESG, yalnızca bir etik zorunluluk değil, aynı zamanda stratejik bir gereklilik olarak ortaya çıkıyor.
ESG’nin Finansal Stratejideki Yeri
ESG, finansal hatalar, politik yönlendirmeler ve ideolojik tartışmalarla şekillenen kutuplaştırıcı bir gündemle karşı karşıya. ESG yanlıları bunu ahlaki bir zorunluluk olarak değerlendirirken, karşıt görüşler bunu şirketlerin kârlılığını tehdit eden bir araç olarak görüyor.
Geçmişteki Zorluklar
Son elli yılda ESG uygulamaları, öznellik, düşük veri kalitesi ve sürekli değişen mevzuat gibi zorluklarla karşılaştı. Bu durum, ESG’nin finans profesyonelleri tarafından yapılandırılmış bir disiplin olarak değil, daha çok bir savunuculuk hareketi olarak algılanmasına yol açtı.
Stratejik Bir Araç Olarak ESG
Artık ESG, üç ana neden üzerinden stratejik bir araç olarak değerlendiriliyor:
- Küresel Şirketler Arasındaki Eşitlik
- Küresel muhasebe standartlarının geliştirilmesiyle, 60’tan fazla ülkedeki şirketler, birleşik UFRS S1 ve S2 standartlarına uygun ilk sürdürülebilirlik raporlarını hazırlamaya başlayacak. Bu, tüm şirketlerin sürdürülebilirlik hikâyelerini aynı dilde anlatmalarını sağlayacak.
- Kredi Derecelendirme Kuruluşlarının ESG’yi Hesaba Katması
- ESG risklerini göz ardı etmek, kredi yanlış değerlendirmesi olarak algılanıyor. Derecelendirme kuruluşları, kurumsal yolsuzluk veya iklim değişikliği gibi faktörlerin kredi riski üzerindeki etkilerini dikkate alıyor.
- Finansal Analizde ESG’nin Rolü
- Helsinki merkezli Upright gibi platformlar, ESG risklerinin temel finansal ölçütler üzerindeki etkisini ölçmek için yeni yöntemler geliştiriyor. Bu, ESG’nin sadece niteliksel bir konu olmadığını, aynı zamanda finansal sonuçlarla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.
ESG’nin Görmezden Gelinemezliği
Birleşme ve satın alma süreçlerinde ESG faktörlerini göz ardı etmek, finansal sorumsuzluk olarak değerlendiriliyor. KPMG’nin bir anketine göre, her beş anlaşma yapıcısından dördü ESG unsurlarının önemini kabul ediyor. Ayrıca, fiyatlandırma şirketleri de çevresel faktörleri giderek daha fazla finansal modellere entegre ediyor.
ESG, artık sadece bir trend değil, sağlam bir finansal strateji ile ideolojik direniş arasında bir denge unsuru olarak kabul ediliyor. Ancak, bu süreçte siyasi ruh hali ESG’nin benimsenmesini zorlaştırıyor.
Bu yeni yaklaşım, ESG’yi finansal yönetimin ayrılmaz bir parçası haline getiriyor ve gelecekte bu kriterlerin göz ardı edilmesi, finansal kötü yönetimle eşdeğer hale gelebilir.